BASKILAR, GÖZALTILAR BİZİ YILDIRAMAZ KHK’lar GİDECEK BİZ KALACAĞIZ

OHAL koşullarında da düşünce ve ifade özgürlüğü, toplantı, gösteri ve yürüyüş hakkı
gibi temel hakların kullanımı engellenemez, engellenmemelidir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi Ocak 2018’de aldığı kararda “Toplantı ve gösteri
yürüyüşlerinin bildirim şartına bağlanmasının bu hakka müdahale teşkil ettiği açıktır.
Bu müdahalenin Anayasa’ya uygun düşebilmesi için Anayasa’nın 13 maddesinde
belirtilen ölçütlere aykırı olmaması gerekir. Anayasa’nın 13 maddesinde belirtilen
ölçütlerden biri de “Anayasa’nın sözüne aykırı olmama” kriteridir. Anayasa’nın 34
maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız
toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” denilmek suretiyle toplantı
ve gösteri yürüyüşü düzenlenmesinin izin alma koşuluna bağlanamayacağı açıkça
ifade edilmiştir” demektedir.
Ancak AKP iktidarı ve illerde valiler Anayasayı, temel hak ve özgürlükleri, mahkeme
kararlarını hiçe sayarak suç işlemeye, keyfilikte sınır tanımamaya devam ediyorlar.
Son bir haftadır İstanbul’da Konfederasyonumuzun kararıyla Bakırköy ve Kadıköy’de
yapılan oturma eylemlerine, Ankara’da Bakanlığın önünde basın açıklaması giden
Eğitim Sen yöneticileri, iktidara karne vermek isteyen öğrencilere kısacası tüm
hakkını aramak isteyenlere valiliklerin hukuka aykırı yasak kararı gerekçe gösterilerek
saldırılmakta ve günlerce süren gözaltına alınma işlemine tabi tutulmaktadırlar.
24 Haziran’da Emeğimizi ve Oyumuzu Çalanlardan Hesap Soracağız!
Tarihimizin belki de en karanlık döneminden geçiyoruz. 20 Temmuz 2016 tarihinden
bugüne süren OHAL ile hukuksuzluğun, adaletsizliğin, emeği hedef alan saldırıların
merkez üssü haline getirilen bir ülkede hayatta kalma mücadelesi veriyoruz.
AKP ve MHP, iktidar ortakları olarak, parlamentoyu işlevsiz hale getirip, anayasayı
askıya aldı. Hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilkelerini yerle bir ettiler. OHAL’i
yaşamımızın her hücresine müdahale etmenin aracı haline getirdiler.
Gece yarıları çıkardıkları KHK’ler ile 116 bin kamu emekçisini hiçbir soruşturma ve
mahkeme süreci olmadan sorgusuz, sualsiz işinden, ekmeğinden ettiler.
Hukukun en temel normlarını tepe taklak edip masumiyet karinesini yok saydılar.
Neyle suçlandığını dahi bilmeyen 116 bin kamu emekçisini bir yıl sonra kurdukları
OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna havale edip, ‘git suçsuzluğunu ispatla’
dediler.
11 yıl boyunca ‘beraber yürüdük biz bu yollarda’ nakaratını tutturdukları yapıya karşı,
birileri gibi, 15 Temmuz’dan sonra değil, kurulduğu günden beri mücadele eden
konfederasyonumuz KESK’i kriminalize etmeye çalıştılar, hedefe koydular.
Anayasa ve yasalarla, ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşme ve anlaşmalarla
güvence altına alınmış sendikal hak ve özgürlüklerimizi, örgütlenme hakkımızı
kullanmamızı ‘suç’ saydılar.
Yüzbinlerce kamu emekçisinin işsiz bırakıldığı, intihara sürüklendiği koşulları
görmezden geldiler. Yaşanan hukuksuzluğa, keyfiliğe karşı çıkanları ‘mağduriyet

edebiyatı yapmakla’ itham ettiler. Buna karşın başbakan yardımcısı Bekir BOZDAĞ
“Her atılan suçlu değil, idari kararla ihraç edildiler” demiştir.
Şimdi de 22 aydır sürdürdükleri bu anti demokratik, hukuksuz düzeni süresiz ve kalıcı
hale getirmek istiyorlar.
16 yıllık AKP dönemi siyasal alanda otoriter, milliyetçi ve muhafazakâr, ekonomik
alanda neo liberal politikaların hayata geçirildiği, tek adam ve tek partiye dayalı bir
sistemin adım adım örüldüğü bir süreç olarak tarihe geçmiştir.
Polis devleti uygulamaları giderek sıradanlaştırılmış, darbe dönemlerinde görmeye
alışık olduğumuz toplu tutuklamalar yaygınlaşmış, farklı adlar altında kurulan
siyasallaşmış mahkemeler aracılığıyla toplumsal muhalefet büyük bir baskı altına
alınmıştır.
Siyasette, ekonomide ve yaşamın her alanında gerilim, kutuplaşma ve şiddet giderek
tırmandırılmıştır.
AKP iktidarında kadın sadece aile kavramı içinde tanımlanmış, cinsiyetçi söylem ve
uygulamalarla kadına yönelik şiddet meşrulaştırılmış, neo liberal, dinci-gerici
politikalarla kadın bedeni denetim altına alınmak, kadın emeği ise daha da
ucuzlaştırılarak güvencesizliğe mahkûm edilmek istenmiştir.
Çalışma yaşamında ayrımcılık derinleştirilmiş, yandaşlık işe alınmanın ve görevde
yükselmenin temel ölçütü haline gelmiştir.
Devletin AKP’lileştirilmesi, AKP’nin devletleşmesi uygulamalarından sendikal hareket
de nasibini almış, AKP’nin arka bahçesi haline gelen yandaş sendika ve
konfederasyonlar eliyle emekçilerin hak ve çıkarları gasp edilmiş, demokratik,
katılımcı gerçek TİS yapma ve grev hakkımızın kullanımı engellenmiştir.
Gelir dağılımındaki adaletsizlik her gün biraz daha büyürken emekçilere büyümeden
ayrılan pay yıllar geçtikçe düşürülmüştür.
Başta grev ve siyaset yapma hakkımızın engellenmesi olmak üzere kamu emekçileri
güvencesizlik ile mevcut gidişata razı olma seçeneklerinden birini tercih etme
dayatması ile karşı karşıya bırakılmıştır.
Sonuç olarak; 24 Haziran’da ya yasama-yürütme-yargıdaki kuvvetler ayrılığı ilkesinin
iktidar lehine olacak şekilde ortadan kaldırıldığı, parlamentonun etkisiz ve göstermelik
olarak varlığını koruyacağı, padişahlık yetkileriyle donatılmış bir başkanlık sistemi ya
da eşit, özgür, barış içinde ve laik bir düzenin kurucu zemini olacak bir seçim
yaşanacak.
Dolaysıyla 24 Haziran 2018 baskın genel seçimleri tüm yurttaşlarımız kadar biz kamu
emekçilerini de yakından ilgilendirmektedir. Çünkü 24 Haziran’da asıl olarak AKP’nin
dayattığı tekçi, otoriter, dinci-gerici, mezhepçi ve etnik politikalara dayalı karanlık
gidişatın devam edip etmeyeceği de belirlenecektir.
Kamu emekçileri geleceğine sahip çıkacak, eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir
gelecek için taleplerini daha güçlü savunacak ve takipçisi olacaktır.
EBRU BEKEN
NOVA MEDYA
GRUP BAŞKANI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir